|
GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü : 1.973 km²
Nüfus : 2.694.770 (1990)
İl Trafik No : 35
Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir, çağdaş,
gelişmiş, aynı zamanda işlek bir ticaret merkezidir. Cıvıl cıvıl
olan alışveriş merkezinde dolaşmak oldukça keyiflidir. İzmir’in
batısında nefis renkli denizi, plajları ve termal merkezleriyle
Çeşme Yarımadası uzanır. Antik çağların en ünlü kentleri arasında
yer alan Efes, Roma devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi.
Tüm İon kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun
sanatsal etkinliklerle de adını duyuruyordu.
Türkçe’de ”Güzel İzmir” olarak adlandırılan İzmir,
yatlar ve gemilerle çevrilmiş uzun ve dar bir körfezin başında yer
almaktadır. Ilıman bir iklime sahip olup, yazında denizden gelen
taze bir serinlik güneşin sıcaklığını alıp götürmektedir. Sahil
boyunca palmiye ağaçları ve geniş caddeler bulunmaktadır. İzmir
Limanı İstanbul’dan sonra ikinci büyük limandır. Canlı ve kozmopolit
bir şehir olan İzmir Uluslararası Sanat Festivali ve Uluslararası
Fuarı ile de önemli bir yer tutar.
İLÇELER
İzmir ilinin ilçeleri; Balçova, Çiğli, Gaziemir,
Karşıyaka, Konak, Aliağa, Bayındır, Bergama, Beydağ, Bornova, Buca,
Çeşme, Dikili, Foça, Karaburun, Kemalpaşa, Kınık, Kiraz, Menderes,
Menemen, Narlıbahçe, Ödemiş, Seferihisar, Selçuk, Tire, Torbalı ve
Urla’dır.
Aliağa :
İzmir’in 60 km. kuzeyindeki Aliağa, İzmir ve Bergama
uygarlıklarından izler taşımaktadır. Ege kıyılarında sayıları 30′u
aşan Aiol kentleri arasında en büyük ve önemlilerini oluşturan 12
kentten 4′ü Aigaia, Kyme, Myrna ve Gryneion ilçe sınırları
içerisinde bulunmaktadır.
Dikili : İzmir’in kuzeyinde 120 km.
uzaklıktadır. Yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken şirin bir
ilçedir. Hem tarihi hem de olağanüstü güzellikleri olan turistik
Çandarlı beldesi Dikili’ye bağlıdır. Doğal güzellikleri arasında
Merdivenli Köyünde bir krater gölü, Demirtaş ve Deliktaş Köylerinde
de çamlık ve tarihi mağaralar bulunmaktadır. Dikili ilçesi ılıcaları
ile de oldukça ünlüdür. Nebiler, Bademli ve Kocaoba köylerinde sıcak
su ılıcaları vardır. İlçede karayolunun dışında deniz ulaşımında da
Dikili Limanı, üç yolcu gemisinin yanaşabileceği kapasiteyle hizmet
vermektedir.
Seferihisar : Yerleşim tarihi M.Ö. 1000
yıllarına uzanan ilçenin Sığacık mevkiinde Teos antik kenti,
Doğanbey-Gerenalanı mevkiinde Karaköse Harabeleri, Sığacık’ ta
Osmanlılar tarafından inşa edilen kale ile kale içerisindeki eski
yerleşim alanı, ilçe merkezinde Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’ne ait
anıtsal yapılar, yörenin arkeolojik ve tarihi kaynak potansiyelini
oluşturmaktadır. Seferihisar 27 km.lik sahil şeridi ile güzel
plajlara ve koylara sahiptir.
Menderes : Satsumasıyla, güzel koylarıyla,
tarihi değerleriyle dikkat çeken Menderes ilçesinin İzmir’e uzaklığı
20 km’dir. İlçenin batısında Ürkmez mevkiinde Lebedos Antik Kenti
bulunmaktadır. Menderes-Selçuk yolu üzerinde birbirine yakın konumda
yer alan Kolophon, Klaros, Notion ve Lebedos Antik Kentlerine ait
kalıntılar, ilçenin önemli arkeolojik kaynaklarını oluşturmaktadır.
Gümüldür beldesi dünyaca ünlü mandalina türü olan satsumanın
yetiştirici bölgesidir. Özdere, Ege’deki dokuz büyük turistik
bölgeden biri olup temiz denizi ve sahilinin yanı sıra amatör
balıkçıların avlanabildiği turistik bir beldedir. Menderes’in Görece
Köyü’nde de halkın evlerde imal ettiği değişik renk ve biçimdeki
boncuklar yerli ve yabancı turistin oldukça dikkatini çekmektedir.
Karaburun : Karaburun, Urla Yarımadası’nın
kuzeyinde kurulmuştur. İzmir Körfezi boyunca kuzey ve batı kıyıları
güzel koylarıyla bir şerit halinde uzanır. İlçenin yerleşimi taş
devrine kadar uzanır. Çakmaktepe mevkiinde yapılan kazılarda elde
edilen buluntulardan Hititler Dönemi’nde buranın ileri bir kültür
merkezi olduğu, daha sonra yöreye egemen olan Aiol, Lidya. Helen ve
Roma uygarlıkları döneminde kültür ve ticaret merkezi olarak
geliştiği bilinmektedir.
Urla : Ege Bölgesi’nin tüm özelliklerini
taşıyan Urla, İzmir’in batısında 38 km. uzaklıkta kendi adını
taşıyan yarımadanın orta kısmında yer alır. Urla tarih boyunca bir
kültür merkezi olmuştur. Yapılan kazılarda ele geçen eserler
arasında Hititlere ait Gaga ağızlı sürahi çıkarılmıştır. Limantepe
Höyüğü kazılarında ele geçen buluntulara göre Klazomenai Limanının
dünyanın en eski ve düzenli limanı olduğu ortaya çıkmıştır.
Klazomenai’ de bulunan eserler Louvre Müzesi ve Atina Milli Müzesi
ile İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Torbalı : İzmir’in 45 km. doğusunda yer alan
Torbalı’nın ilk yerleşim alanı, Torbalı Ovası’nın batısında Yeniköy
ile Özbey köyleri arasında bir tepe üzerinde kurulan Metropolis
Antik kentidir. Bir İon kenti olan Metropolis Roma ve Bizans
dönemlerinde önemini korumuş, daha sonra terk edilmiştir. Şarapları
ile ünlü kent aynı zamanda bir piskoposluk merkeziydi. Ovaya hakim
bir konumda olan Geç Helenistik Dönem’e ait tiyatroda Roma
İmparotoru Augustus ve evlatlığı Germanikus’a adanan üç mermer sunak
bulunmaktadır. Kazılarda bulunan eserler İzmir ve Efes Müzelerinde
sergilenmektedir.
Ödemiş : İzmir’in 113 km. doğusunda yer alan
Ödemiş’in kuzeyinde bulunan Hypaiapa Antik Kent kalıntıları yörenin
yerleşim tarihinin ilk çağlara uzandığını göstermektedir. Ödemiş
yöresinin tarihsel önemi Birgi’nin Aydınoğulları döneminde başkent
olmasıyla başlamıştır. Birgi’de büyük ölçüde özgünlüğünü koruyan
kent dokusunda Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin seçkin örnekleri, 18.
ve 19. yüzyıl sivil mimarlık yapılarının oluşturduğu kültürel
birikim ve mimari çevre zenginliği ile doğal çevre güzellikleri
yörede çok önemli düzeyde turizm potansiyeli yaratmaktadır. “Dünya
Kültür Mirası” listesine giren Birgi, 1994 yılında inanç turizmi
kapsamına alınmıştır. Çakırağa Konağı, İmam-ı Birgivi Medresesi,
Sultan Şah Türbesi görülmeye değer eserlerdendir.
Tire : İzmir’in büyük ilçelerinden biri olan
Tire, şehir merkezine 82 km uzaklıktadır. Aydın Dağlarının kuzey
eteklerinde kurulmuştur. Hitit, Frig, Lidya, Pers, Helen, Roma ve
Bizans dönemlerini yaşayan Tire zengin bir kültür mirasına sahiptir.
Beylikler ve Osmanlı döneminde ekonomik açıdan büyük gelişme
sağlanmış ve mimarlık tarihi açısından da zengin örnekler ortaya
çıkmıştır.
Kemalpaşa : İzmir’in 29 km batısında yer alan
Kemalpaşa’nın tarihi geçmişi İ.Ö. 1300′lere dayanmaktadır. Akadlar
ve Hititlerden başlayarak Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar birçok
medeniyete sahne olan Kemalpaşa, Helen, Roma ve Bizans dönemlerinde
Sart ve İon kentleri arasında kervan yollarının uğrak yeri olmuştur.
Antik adı Nymphaion olarak bilinen günümüz Kemalpaşa ilçesi, Nif
dağı eteklerinde 200 m yükseklikte kurulmuştur. Ege Bölgesi’nde
Hititlerden kalan tek örneği olan Karabel Kabartması ilçe sınırları
içerisindedir. Kemalpaşa, dünyaca ünlü kirazı ve çam ormanlarıyla
tanınır.
COĞRAFYA
İzmir, Türkiye’nin üçüncü büyük kentidir. İzmir, Ege
kıyı bölgesinin tipik bir örneği gibidir. Kuzeyde Madra Dağları,
güneyde Kuşadası Körfezi, batıda Çeşme Yarımadası’nın Tekne Burnu,
doğuda ise Aydın, Manisa il sınırları ile çevrilmiş İzmir, batıda
kendi adıyla anılan körfezle kucaklaşır.
İzmir ili içinde Ege Bölgesi’nin önemli
akarsularından olan Gediz Nehri’nin aşağı çığırı ile Küçük Menderes
Nehri bulunur. Girintili ve çıkıntılı kıyı bandı doğal olarak
sayısız güzellikte koy ve plajların oluşumu ile sonuçlanır. Gümüldür,
Özdere, Foça, Karaburun, Çeşme sahil ve plajları İzmir için büyük
bir turistik önem taşımaktadır. Öte yandan aynı doğal yapı, bir çok
balıkçı barınağının veya yat yanaşma yerlerinin oluşmasına neden
olmuştur. Bu özellikleriyle İzmir doğal bir turizm ve liman
kentidir.
Akdeniz iklim bölgesinde yetişen geniş, sert ve iğne
yapraklı, sürekli yeşil kalan, kuraklığa dayanıklı ağaç ve çalılar,
yaygın doğal bitki örtüsünü oluşturur.
Akdeniz iklim kuşağında kalan İzmir’de yazları sıcak
ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçmektedir. İl bazında yıllık
ortalama sıcaklık, kıyı kesimlerde 14-18 ºC arasında değişmektedir.
Yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı 18.5ºC’dir.
TARİHÇE
Eski İzmir kenti, körfezin kuzeydoğusunda yer alan
bir yarımadacık üzerine kurulmuştur. Günümüzde Bayraklı yakınında
“Tepekule” adını taşıyan eski İzmir höyüğünde, ilk yerleşim M.Ö. 3.
binden başlar. Önceleri ufak bir yerleşme olan deniz kenarındaki bu
höyük, M.Ö. 2. binde ilk çekirdek etrafında biraz daha büyüyüp
gelişmiştir. M.Ö. 2. bin yerleşmesinin Hititlerle ilişkili olduğu
kazılardan anlaşılmaktadır.
M.Ö. 10. yüzyılda, Bayraklı’nın kerpiç duvarlı ve
düz damlı evleriyle, bugünkü Orta Anadolu köylerinden farkı yoktur.
M.Ö. 600’de Lydia, M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda Pers egemenliğinde olan
şehir, M.Ö. 334’de Büyük İskender tarafından alınmış, bu tarihlerden
sonra Kadifekale’nin yer aldığı dağın eteklerinde gelişmeye ve büyük
bir şehir durumuna gelmeye başlamıştır. Roma İmparatorluğu
döneminde, M.S. 178 yılındaki yer sarsıntısında büyük hasar gören
şehir, yeniden kurulmuş ve onarılmıştır. Bu dönemde büyük bir
ticaret merkezi haline gelmiştir. Bizans İmparatorluğu zamanında
Hıristiyanlığın yayıldığı dönemde ve sonrasında önemli bir
piskoposluk merkezi olmuş, M.S. 5.-6. yüzyıllarda gelişme göstermiş,
ancak 7. yüzyıldaki Arap akınlarından sonraki yıllarda ise eski
önemini kaybetmiştir.
1320 yılında Aydınoğlu Gazi Umur tarafından alınan
şehir, 1402-1415 yılları arasında Aydınoğulları Beyliği’nin başkenti
olmuş ve 1415 yılında I. Mehmet Çelebi tarafından Osmanlı
topraklarına katılmıştır.
YAPMADAN DÖNME
Selçuk-Şirince Köyü Birgi Çakırağa Konağı,
Kızlarağası Hanı, tarihi Asansör’ü gezmeden,
İzmir Arkeoloji Müzesi, İzmir Atatürk Müzesi,
Kordonboyu, Kemeraltı Çarşısı, Teleferik Tesisleri ve Balçova
Kaplıcaları, Efes Harabeleri, Meryem Ana Evi, Şirince Köyü, Bergama
Antik Kenti, Çeşme plajlarını görmeden,
İzmir Asansör Restaron’da İzmir Köftesi, Ödemiş
Kebabı, Boyoz (börek), Kumru, Gevrek ve meşhur Gerdan tatlısı
tatmadan,
Kuru İncir, sultaniye üzüm, Kemalpaşa Kirazı,
Bergama tulum peyniri ve lokma almadan,
Foça ve Çeşme’de balık yemeden,
Ödemiş İpeği (Pembizar), İğne Oyaları, Yemeni ve
Görece nazar boncuklarından satın almadan,
İzmir Fuarı ile Selçuk Festivali’ni görmeden…
Dönmeyin.
GEZİLECEK YERLER
Bergama
Şirince Köyü
Müzeler ve Örenyerleri
Camiler
Hanlar
Kaplıcalar
Plajlar
BERGAMA
İzmir’in kuzeyinde 100 km uzaklıkta, Bakırçay
Havzasında yer alan ve ülkemiz uygarlık tarihinin en eski
yerleşmelerinden biri olan Bergama, tarih öncesi dönemlerden
başlayarak İon, Roma ve Bizans uygarlıkları ile devam eden dönemde,
Dünya çapında önemi olan arkeolojik eserlere sahip olmuştur.
Bergama’nın güneybatısında Antik Dönemin önemli sağlık
merkezlerinden Asklepion, ilk yerleşim alanı olan 300 m.
yüksekliğinde dik bir tepe üzerinde kurulan Akropol ve M.S. 2.
yüzyıla tarihlenen Serapis Tapınağı (Kızıl Avlu) yörenin turistik
cazibesini oluşturmaktadır. Zeus Sunağı 1897 yılında Almanya’ya
kaçırılmıştır.
Bergama güzellik ılıcalarıyla, meşhur Kozak
yaylasıyla, plajlarıyla ünlü Ayvalık ilçesi bağlantısıyla, gelişmiş
dokumacılığı ve kilimciliğiyle ünlü bir ilçedir.
Tarihçe: Bugünkü adı antik dönemdeki ismi olan
Pergomon ‘dan gelmektedir. İlk çağda muhteşem abideleriyle büyük bir
şehir ve aynı adı taşıyan krallığın merkezi olmasının yanı sıra
Ortaçağın önemli stratejik mevkii, Karesioğullarının merkezi ve son
olarak Osmanlı İmparatorluğunun önemli merkezlerindendir.
Kesin kuruluş tarihi bilinmeyen kentte yapılan
arkeolojik kazılardan elde edilen bilgilere göre M.Ö.7. yüzyıllarda
sur duvarlarının inşa edildiği saptanmış olup, bu yıllarda
kentleşmenin başladığı anlaşılmaktadır. Bergama, Pers, Büyük
İskender, Frigya, Trakya Krallığı, Selevkos Krallığı, Roma ve Bizans
dönemlerini görmüştür.
1302 yılında Bizans hakimiyeti ortadan kalkan
şehirde Karesioğulları Beyliği idareyi ele almış, 1341 yılından
hemen sonra ise Bergama Osmanlılar tarafından alınmıştır.
İklim: Bölgede Akdeniz İklimi etkisi görülmektedir.
Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.
GEZİLECEK YERLER
Antik Kentler
Akropolis: Akropol son derece dik bir tepe üzerinde
kurulmuştur. Yaklaşık 300 m. yükseklikteki bu tepeye kıvrılarak
tırmanan bir yoldan çıkılır. Akropol denilen şehir yerleşiminde
dini, resmi, sosyal ve ticari binalar iç içe kendine özgü bir plan
çerçevesi içinde yerleşmiştir. İlk çağlardan bu yana iskan yeri olan
tepenin üstünde Bergama Kral Sarayları yer alır. Beş adet sarnıç ile
cephanelik de bu tepe üzerine yerleşmiştir. Binaların alt bölgesinde
Athena Tapınağı vardır. Ayrıca Kütüphane ve Trajan tapınağı da
bulunmaktadır. Bunlarında altındaki terasta Zeus sunağı özenle
yerleştirilmiştir. Dünyadaki en dik tiyatrolardan birisi de burada
yer almaktadır.. En alt kesimde ise Gymnasion ve Demeter Tapınağı
bulunur.
Athena Tapınağı: Tiyatronun üstündeki terasta inşa
edilmiş olan Athena Tapınağı 6×10 m. sütunlu Dor düzeninde bir
yapıdır. Tapınağın temellerinden yalnız bazı parçalar kalmış olmakla
birlikte batı kanat kısmen 1.20 m. yüksekliğe değin korunmuştur.
Tapınağın sütun ve arşitrav parçaları halen Berlin Müzesindedir.
Kentin en önemli tapınağının Tanrıça Athena’ ya ait olması, İzmir,
Milet, Eriythrai, Foça ve Assos’ta da görüldüğü gibi Batı
Anadolu’nun yerleşmiş bir geleneğidir.
Kütüphane: Athena kutsal alanının kuzeyinde bitişik
yapı ünlü Bergama kütüphanesinin kalıntılarıdır. Eskiden galerinin
üst katından girilen kütüphane, II. Eumenes devrine ait olup 13.53X
15.35 m boyutlarında büyük bir okuma odasına sahiptir. Tahta
raflarla donatılmış kütüphanede 3.50 m. yüksekliğinde Athena heykeli
vardı. Bu heykel şu anda Berlin Müzesindedir. II. Eumenes döneminde
zenginleşen kütüphanenin en büyük rakibi İskenderiye Kütüphanesiydi.
Saraylar: Athena tapınağını çeviren stoalar ve
kütüphanenin hemen doğusunda Bergama krallarının saraylarına ait
kalıntılar yer almaktadır. Bunlar ortasında avluları bulunan
peristyl tipinde iki büyük evdir. Kuzeydeki küçük evin Attolos daha
büyük olanın da Eumenes döneminde yapılmış oldukları kabul
edilmektedir. Saraylarda bulunan mozaik parçaları şimdi Berlin
Müzesinde saklanmaktadır.
Arsenaller: Askeri malzeme deposu olarak bilinen
Arsenaller akropolün kuzey ucunda Sarayların ve Trajaneun’un
ötesinde 10 m. kadar aşağı düzeyde bulunmaktaydı. Bunlar birbirine
paralel 5 uzun yapıdır.
Trajaneum: Tanrılaştırılan Roma İmparatoru Trajan
için yapılmış olan akropolün en yüksek terasıdır. Daha önce burada
bir Helenistik dönem yapısının bulunduğu şüphesizdir. Üç tarafı
stoalarla çevrili olan tapınak 68×58 m. büyüklüğünde bir teras
üzerinde yükselmektedir. Tapınağın içinde Trajan ve Hadrian’ın
kolosal mermer heykellerinin başları bulunmuştur. Söz konusu eserler
Berlin Müzesindedir.
Tiyatro:Bergama Tiyatrosu dik bir yamaç üzerine
kurulmuş olup, Helenistik dönemin en güzel mimari eserlerindendir.
Batı Anadolu’nun en dik tiyatrosu olan yapı 10.000 kişiliktir. Sahne
kısmı Helenistik dönemde ahşap idi. Yalnızca oyun günleri kuruluyor
sonra yeniden kaldırılıyordu.
Dionysos Tapınağı: Bergamalılar bu göz alıcı
tapınağı özel bir düşünce ile 250 m.lik tiyatro terasının kuzeyinde
bütün gezi yerine egemen olacak şekilde inşa etmişlerdi. Sunağı ile
birlikte çok iyi korunmuş olan tapınak zengin profilli, bir podyum
üzerinde yükselen İon düzeninde bir prostylosdur. Uzun bir yolun
bitiş noktasında yer alışı ve bütün gözleri üzerinde toplayan bir
anıt oluşu ile bu eser, Roma sanat anlayışı ile birlikte Avrupa
Barok mimarisini de etkilemiştir. Helenistik dönem ve Roma çağına
ait orijinal parçalar Berlin Müzesinde saklanmaktadır.
Zeus Sunağı: Athena Tapınağı alt terasında 25 m.
kadar aşağısında bulunuyordu. Bu yer yaklaşık 69×77 m.
büyüklüğündeydi ve büyük sunak tam ortasında yükseliyordu. Büyük bir
olasılıkla sunağın dört bir yanı açıktı ve anıt her yerden
rahatlıkla görülüyordu. Akropolde yalnız temelleri görülebilen
sunağın tüm mimari parçaları ve kabartmaları bugün Berlin Müzesinde
eskisine yakın bir şekilde tamamlanarak sergilenmektedir.
Agora: Zeus Sunağının güneyinde yukarı Agora yer
alır. Helenistik döneme aittir. Tüccarların tanrısı Hermes’e ait
Agora Dor üslubunda yapılmıştır. Meydanın batı kenarında Demeter
tapınağının temelleri görülmektedir.
Gymnasionlar: Bergama kentinin üst üste üç ayrı
terasta yer alan görkemli Gymnasionu vardı. Ele geçen yazıtlardan
alttaki terasların çocuklara, ortadaki terasın delikanlılara üstteki
terasın büyüklere ait olduğu anlaşılmıştır.
Asklepion: Sağlık ve hekimlik tanrısı olarak bilinen
Asklepios, Apollonun oğullarından biridir. Asklepios’un yeri
anlamına gelen Aesklepion ilk çağlarda Bergama’da önemli sağlık
merkezidir. Sütunlu bir caddeden sonra Asklepiona gelinir. Buradaki
tedavi şekilleri arasında şifalı su, çamur kürü, spor, tiyatro,
psikoterapi yer almaktadır. Girişte solda bulunan yapı Asklepios
tapınağıdır. Sağlık tanrısı adına M.S. 150 yıllarında bağışlarla
yapılan tapınak bir kubbe ile örtülü ve duvarları 3 m.
kalınlığındadır. Burada su sesi ve telkinlerden faydalanarak
hastaların iyileşmesi sağlanırdı.
Serapis Tapınağı: Eski Bergama’nın en büyük yapısı,
halkın kızıl avlu olarak adlandırdığı kırmızı tuğla ile inşa edilmiş
olan ve Mısır tanrılarına adanmış olan tapınaktır Bu tapınak bugün
Bergama kentinin içinde kalmıştır.
Camiler
Ulu Cami: Bergama Çayının sol sahilinde ve Tekke
Boğazına giden yolun başındadır.
Şadırvan Cami: Selçuk minaresinin yanında ve kendi
adıyla anılan bölgededir. Kapı üzerindeki mermer yazıtta H. 957 (M.
1550) yılında, Osman oğlu Hacı Hasan tarafından yaptırıldığı
anlaşılmaktadır. Avluda bulunan şadırvanın Bergama voyvodası
Abdullah Ağa tarafından, 1240 (1824) tarihinde yaptırıldığı
anlaşılmaktadır.
Selçuk Minaresi: Şadırvan Camii yanındadır. ”Arap
Camisi” diye anılan yapıt yıkılmış ve günümüze yalnız minaresi
kalmıştır. Buraya “Güdük Minare”, “Çinili Minare” adları da
verilmiştir. Yapı biçimi ve süsleme Selçuklu yapıtı olduğunu
kanıtlamaktadır.
Bergama’da yer alan diğer camiler arasında, Kurşunlu
Cami, pazar yerinde bulunan Hacı Hekim Cami, Asklepion yolu üzerinde
Laleli Cami, Yeni Camii ve Emir Sultan Minaresi sayılabilir.
Hanlar
Çukur Han: Saraçlar arastası ile Ekin loncasının
Şeftali Sokağı arasındadır. İnşa tarzına göre, Hanın XIV-XV.
yüzyıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir.
Taş Han: Rüştiye Mektebi caddesinde ve Küplühamam
yanındadır. Kapısı üstünde bulunan kitabesine göre, bu kervansaray.
Sultan Mehmet’in oğlu Sultan Murat zamanında, Hatip Mahmut’un oğlu
Hibeytullah tarafından 835 (1432) tarihinde yaptırılmıştır.
Kitabenin bulunduğu açıklık, yontulu taşla işlenmiş ve bunun altına
klasik (9 taşlı) basık Türk kemeri ve mermer söveler
yerleştirilmiştir.
Bergama Evleri
Kalın dış duvarları, iç sofalı planları, yığma yapı
gereklerine bağlı pencere boyutları ve doluluk boşluk oranları ile
Bergama evleri ısı kontrolü açısından belli bir üstünlüğe sahiptir.
Geleneksel Türk evi üst katlardaki çıkmalarla dışa açılma
olanağından yoksun, alt ve üst katları hemen hemen aynı
büyüklüktedir. Az sayıdaki evde Sakız üslubuna özgü ahşap bir cumba
veya balkon şeklinde çıkmalarla bu özellik biraz değişebilir.
YAPMADAN DÖNME
Bergama Antik Kentini gezmeden,
Bergama kaplıcalarına gitmeden,
Bergama tulum peyniri ve lokma almadan,…
Dönmeyin.
Şirince Köyü
Doğu Roma İmparatorluğu döneminde bir yerleşim alanı
olduğu tahmin edilen Şirince köyünde, bazı yapı kalıntıları ortaya
çıkarılmıştır. Kule kalıntısı, su kemerleri ile 11. yüzyıldan beri
varolduğu sanılan manastır/kilise yapıları, Şirince’de günümüze
kadar kalan arkeolojik ve tarihi kaynaklardır.
Selçuk ilçe merkezine 8 km. uzaklıktaki Şirince
köyü, 19. yüzyılda bir Osmanlı yerleşimi olarak vadi yamaçlarında
gelişmiştir. Arazi yapısı ile uyumlu kentsel dokuda, doğal çevre ile
bütünleşmiş yaklaşık 200 ev günümüze kadar korunabilmiştir.
İZMİR
Örenyerleri
Bayraklı (Eski İzmir):İzmir Körfezi’nin
kuzeydoğusunda Tepekule mevkiinde bulunan yerleşim alanı İzmir’in
ilk yerleşim alanı olarak bilinmektedir. Kentin M.Ö. 3000 yıllarında
kurulduğu arkeolojik bulgulardan anlaşılmaktadır. Bayraklı’nın üst
kesiminde 205 m. yüksekliğindeki burun üzerinde mitolojik kral
Tantalos’un mezarı olarak bilinen ve M.Ö. 7. yüzyıla tarihlenen yapı
bulunmaktadır.
Kadifekale (Pagos): M.Ö. 4. yüzyılda İzmir’de
Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos’un körfeze hakim bir
konumda kurduğu kent, bugünkü Kadifekale (Pagos) Tepesi ile tepenin
iç limana bakan yamacında gelişmiştir. Kadifekale antik kentindeki
Akropol kalıntılarının duvarlarında Roma ve Bizans etkisi
görülmektedir. Anadolu ticaretinde büyük potansiyele sahip olan
İzmir, gymnasium, stadium, tiyatro ve agoranın yanı sıra büyük su
kemerleri ve sarnıçlarıyla son derece düzenli ve gelişmiş bir kent
olagelmiştir. Bugün güney duvarları ile batıdaki beş kulesi görülen
İçkale, Ortaçağ’a aittir.
Kızılçullu Su Kemerleri: Eski adı Kızılçullu
olan ve Şirinyer’de bulunan su kemerleri Meles (Kemer) Çayı
üzerindedir ve Kadifekale’de kurulan kente su getirmek için
yapılmıştır.
Agora: İzmir’in Konak ilçesinde,
Namazgah-Tilkilik mevkiinde bulunan Agora, Roma Dönemi’ne ait bir
devlet agorasıdır. Politik toplantıların ve seçimlerin yapıldığı bir
yerdir. Kazılarda agoranın büyük bir bölümü ortaya çıkarılmıştır.
Günümüzde sadece kuzey ve batı bölümleri açıktır. Kuzey yapısında
yer alan Roma Dönemi’ne ait Poseidon, Demeter ve Artemis’in
kabartmaları bulundukları yerde sergilenmektedir. Agorada çıkarılan
buluntular ve bazı heykeller İzmir Arkeoloji Müzesi’nde
sergilenmektedir.
Efes Harabeleri
Vedius Gymnasium: M.S. II. Yüzyılda Vedius Antonius
adına zengin bir Efes’ li tarafından yaptırılmıştır. Doğudaki
avlusu, ortada yer alan tören salonu, soyunma odası ve hamamları ile
dönemin özelliklerini karekterize eden sportif ve kültürel eğitimin
yapıldığı görkemli bir yapıdır.
Stadyum: Vedius Gymnasium’ dan sonra harabelere
doğru sol tarafta stadyum vardır. Sportif tüm yarışların ,
oyunların, olimpiyat düzenlemelerinin araba yarışlarının yapıldığı
stadyum döneminin sportif ve kültürel bütün ihtiyaçları
karşılanmaktaydı.
Akropol: Stadyumun karşısında Akropol olarak kabul
edilen tepede M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen bir yapı mevcuttur. Tepenin
kuzey batısında ise M.Ö. 350 yıllarına ait bir tapınak
bulunmaktadır.
Bizans Hamamları: Stadyumdan sonra Bizans hamamları
ile karşılaşılır.
Çifte Kiliseleri (Konsül Kilisesi): Bizans
hamamlarının karşısında yer alan Çifte Kiliselerin Hıristiyanlık
dünyası için son derece özel bir önemi vardır. 431-438 yıllarında
konsüllerin toplandıkları kilise 265×29.5 m. boyutlarında bir
yapıdır. M.S. 11. yüzyılda Roma döneminde bir bazilikaya dönüşen
yapı Meryem Ana’ ya adanmış, burada yapılan 3. Konsül toplantısında
Katolizmin doğması kararları alınmıştır. Kilise dünyada
Hıristiyanlığın ilk yedi kilisesinden birisi olması nedeniyle bugün
bile büyük önem taşımaktadır.
M.S.7. yüzyılda kilisenin apsisinden açılan bir kapı
ile ikinci bir kilise inşa edilmiş ve böylece kiliselerin adı ”
Çifte Kiliseler ” olarak tanınmıştır. Bu yeni açılan bölüm din
adamlarının ikametlerine ayrılan kısımları ihtiva eder. Meryem ana
adına sunulan ilk kilise olması nedeniyle kilise ve çevresi dini bir
merkez durumundadır.
Liman Hamamları: İlk kez M.S. 2. Yüzyılda yapılan
hamam, 4. yüzyılda İmparator Konstantinus döneminde onarım görmüş ve
bazı değişiklikler yapılmıştır.
Arkadiane (Liman Caddesi): Efes’teki harabeleri
gezmek için hamamların karşısında bulunan ve limana kadar uzanan
mermer döşeli bir caddeye çıkılır .
11m. genişliğinde 530m. uzunluğunda olan bu görkemli
caddenin sağında ve solunda yer alan mermer sütunlar bugün de
ayaktadırlar. Kralların karşılandığı bir çok önemli gösterinin ve
dini törenlerin yapıldığı bu cadde, aynı zamanda limana gelen giden
tüm mal ve servetin aktığı yol olduğundan ”Liman Caddesi” olarak
anılır.
Tiyatro: Efes harabelerinin en güzel yapılarından
biri olan tiyatro, oldukça sağlam kalmış ve bir süre öncesine kadar
Efes Festivali gibi şenliklerde rahatlıkla kullanılabilmiştir.25000
kişilik tiyatronun ilk kez Helenistik dönemde yapıldığı bilinmekte
ise de bugüne gelen tiyatronun İmparator Cladius zamanında yeniden
inşasına başlandığı, İmparator Trianus M.S..98-117 döneminde
tamamlandığı bilinmektedir.
Mermer Cadde: Efes’in güneydoğusunda bulunan
Magnesia kapısından kuzeybatıda Koresos Kapısına kadar uzanan
yaklaşık 400 m.lik mermer döşeli cadde M.S. 5. Yüzyılda yeniden
yapılmıştır.
Celsus Kitaplığı: Ticari Agoranın yanında bulunan
Celsus Kitaplığı M.S.135 yıllarında Asya Konsülü Julius Aguila
tarafından Romalı Mimar Vitruoya’ ya yaptırılmıştır. Arka duvardaki
bir kapıdan Celsus’un mezarına geçilir. Celsus’un burada bulunan
heykeli bugün İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır. Roma
mimari özelliklerini tümüyle yansıtan yapının ön cephesinin
dekorasyonu, devrinin en güzel örnekleri arasında yer alır. Ön cephe
kolonları arasında yer alan dört kadın heykeli ”Akıl”, ”Kader”,
”İlim” ve ”Erdem” öğelerini sembolize eder. Bu heykellerin
orijinalleri bugün Viyana Müzesinde bulunmaktadır.
Aşk Evi:Mermer caddeden yukarı çıkıldığında Kuretler
Caddesi ile kesişen noktada Aşk Evi bulunur. M.S.1. yüzyıla
tarihlenen bu ilginç ev, ana bir hol ve bu hole açılan bir çok
odadan oluşmaktadır. Aşk Evinde bulunan mozaik kız portreleri bu
evde çalışan kızlara ait olduğu sanılmaktadır. Aşk Evinin duvarları
içinde bugünün modern klima sistemine eşdeğer bir soğutma ve ısıtma
sisteminin bulunması son derece ilginçtir. Burada şarap mahzenleri,
dev ocaklar, hamamlar, havuzlar, yatak odaları, konferans salonları
ile muhteşem bir kütüphanesi bulunduğu bilinmektedir.
Skolastika Hamamı: Efes’te yaşayan zengin Romalı
bayan Skolastika tarafından yaptırıldığı anlaşılan hamam M.S.400
yıllarına tarihlenmektedir. Merkezi sistemle ısıtılan hamam mermer
kullanımının ilginç bir örneğidir.
Hadrian Tapınağı: Kuretler Caddesinin en güzel
yapılarından birisi de Hadrian Tapınağıdır.Bu tapınaktan geriye
cephe alınlığı kalmıştır.
Tapınağın arşitravında tasvir edilen mitolojik
sahnelerden en ilginci Efes’in kurucusu mitolojik kral Andoklos’ un
yaban domuzunu öldürüşü ile ilgili sahnedir.
Trajan Çeşmesi: Hadrian Tapınağını geçtikten sonra
biraz ilerde solda Trajan Çeşmesi yer alır. Çeşmenin katlarını
süsleyen heykeller Efes Müzesinde sergilenmektedir.
Yamaç Evler: Celsus Kütüphanesinden Kuretler
Caddesine dönüşte, sağ tarafta Bülbül Dağının yamaçlarında Efesli
zenginlerin ikamet ettikleri belirtilen evler vardı. Yakın zamanda
restore edilerek orijinal durumlarına biraz daha yaklaşan bu evler,
geniş merdivenlerle caddeye dikey olarak açılmakta, duvarlarında
fresk ve mozaiklerle süslü, mermer kaplamalar bulunmaktadır.
Domitian Tapınağı: Efes’te bir imparator adına
yapılmış ilk tapınaktır. Devlet Agorasının hemen karşısında, kentin
en güzel ve en merkezi yerindedir. Yalnız başı ve kolu ele geçen
Domitian`in oldukça büyük ölçülerdeki kült heykeli bugün İzmir
Arkeoloji Müzesinde, tapınağın giriş altarı ise Efes Müzesinde
sergilenmektedir.
Belediye Sarayı (Prytaneion): Efes`in kutsal mekanı
sayılan meclis sarayının sağ tarafında Hestia sunağı bulunmaktadır.
Bu sunakta sürekli olarak bir kutsal ateş yanardı. Prytaneion
politik işlerin görüldüğü ayrıca önemli törenlerin şölenlerin ve
kabullerin yapıldığı yerdi. İki Efes Artemis’ ininde buruda bulunmuş
olması Prytaneion’ un dini açıdan da son derece önemli bir mekan
olduğunu göstermektedir.
Odeon (Bouleuterion): M.S.2. yüzyılda Efesli
zenginlerden Publis Vedius Antonius tarafından yaptırılan Odeon`un
zamanında üstü ahşap kaplamalıydı.
Artemis Tapınağı: Efeslilerin ilk yerleşimlerinin bu
tapınağın olduğu yerde bulunduğu bilinmektedir.Daha sonra bir
depremle tapınağın yıkılması üzerine Roma imparatoru yardımı ile
Efesliler tapınağı yeniden ve daha gösterişli inşa ederler. Dünyanın
yedi harikasından biri olarak bilinen Efes Artemis Tapınağının bu
gün sadece temel kalıntıları bulunmaktadır.
St. Jean Bazilikası: Bizans İmparatoru Justinyen ‘in
M.S.6. yüzyılda St. Jean adına yaptırdığı bazilika Ayasuluk
Tepesinde yer almaktadır.40X110 m. boyutlarında batıdan girişi olan
yapı haç planlı, kubbeli bir bazilikadır.
Yedi Uyuyanlar: M.S. 5. ve 6. yüzyıla rastlayan
dönemde yapıldığı sanılan Yedi Uyuyanlar Ören yeri dini bir merkez
hüviyetindedir.Rivayete göre Hıristiyanlığın resmi dini olarak
kabulünden önce, putperestlerden kaçarak buraya sığınan yedi genç
uykuya dalıp iki yüzyıl sonra uyanmışlardır. Uyandıklarında
Hıristiyanlık resmi din olmuştur. Bu mucize olay üzerine , öldükten
sonra bu yedi gencin tekrar gömüldüğü ve adlarına büyük bir bina
yaptırıldığı sanılmaktadır. Bugün kazılarda ortaya çıkarılan yapı
oldukça büyük abidevi boyutlardadır ve çoğu kaya oyma mezar
buluntularına, iki kilise ile katakomplara rastlamaktadır.
Meryem Ana Evi: Bülbül Dağı üzerinde Hıristiyanlığın
kutsal anası Hz. Meryem’in Evi bulunmaktadır. Hıristiyanlarca
”Panaya Kapulu” olarak da adlandırılan kutsal yerin M.S.4. yüzyılda
inşa edildiği sanılmaktadır.Hz. İsa’nın yakalanıp çarmıha
gerilişinden kısa bir süre önce annesini arkadaşı ve havarisi olan
St. Jean’a teslim etmiştir. St. Jean Hz. İsa’nın çarmıha
gerilişinden sonra Hz. Meryem’in Kudüs’te kalmasını sakıncalı
bulduğundan onu yanına alarak kaçırmış ve buraya getirmiştir.
Hıristiyanlık dinini yaymak gibi kutsal bir görevi üstlenmiş olan St.
Jean çağın en büyük kenti durumundaki Efes’i kendine hedef seçmiş Hz.
Meryem’i putperestlerin diyarına sokmak istemediğinden onu Bülbül
Dağı eteklerinde sık ağaçlarla kaplı bir köşede yaptığı kulübede
gizlemiştir.
St. Jean’ın her gün gizli gizli onu ziyarete gittiği
ve yiyecek içecek götürerek yokladığı bilinmektedir. Hz. Meryem’in
tam 101 yaşına kadar Bülbül dağındaki bu yerde yaşadığı ve burada
öldüğü kabul edilmektedir. St. Jean Meryem Ana’ yı yine bu dağda
kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yere götürmüştür.
Hıristiyanlığın yayılmasından sonra Hz. Meryem’in bulunduğu yere
Hıristiyanlarca ”Haç” şeklinde bir kilise inşa edilmiştir. Burası
kötürüm olan ve Türkiye’ye gelemeyen bir Alman rahibenin tarifleri
üzerine bulunmuştur.
CAMİLER
Hisar Camii: Bugünkü Kemeraltı iş merkezinde,
Hisarönü mevkiinde bulunmaktadır. 1592 yılında Yakup Bey tarafından
yaptırılmıştır. Kesme taştan inşa edilen cami, İzmir’in en
gösterişli camilerinden biridir. İç mekân Osmanlı süsleme sanatının
en güzel örneklerinden birini sergilemektedir. Ahşap minberi sedef
kakmalıdır.
Salepçioğlu Camii: 1906 yılında Salepçizade
Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılan cami, tek kubbeli olup, iki
katlıdır. Dış duvarları mermer ve yeşil taşlarla örülmüştür.
Kestane Pazarı Camii: İzmir’de Kestane Pazarı
adıyla anılan çarşıdaki yapı, 1663 yılında Eminoğlu Hacı Mehmet Ağa
tarafından yaptırılmıştır. İki katlı caminin alt katında dükkanlar,
depolar vardır. Büyük kubbe dört sütuna oturtulmuştur. Köşelerinde
küçük kubbeler vardır.
Şadırvan Camii: Çarşı içinde bulunan camiye
yanında bulunan şadırvan nedeniyle bu isim verilmiştir. 16. yüzyılda
yaptırılan cami 1815’te büyük ölçüde onarılmıştır. Ana mekân on
sütuna dayanan kubbeyle örtülüdür. Kubbenin iç kısmındaki kalem işi
süslemeler dikkat çekicidir. Batıda bulunan kitaplık cami ile içten
bağlantılıdır. Kesme taştan minaresi tek şerefelidir.
Konak (Yalı) Camii: Konak Meydanı’nda bulunan
yapı, 1754 yılında Mehmet Paşa’nın kızı Ayşe tarafından
yaptırılmıştır. Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda, sekizgen planlı,
üstü kubbeli bir yapıdır. Taş ve tuğla karışımı duvarlarda
pencerelerin çevresi çinilerle süslenmiştir. Kesme taştan tek
şerefeli minarenin petek kısmında firuze çiniler bulunmaktadır.
Hatuniye Camii: Anafartalar Caddesi’nde 17.
yüzyıla tarihlenen yapının Yusuf Çavuş oğlu Ahmet Ağa’nın annesi
Tayyibe Hatun’un yaptırdığı bilinmektedir. Caminin ilk bölümünde ana
mekânı örten kubbe 12 köşeli kasnağa oturmaktadır. Sonradan camiye
bir bölüm daha eklenmiş, kemerlerle ana mekâna bağlanmıştır.
Faik Paşa Camii: Basmane’nin güneyinde,
Altınordu Mahallesi’ndedir. 16. yüzyılda Faik Paşa yaptırmıştır. 13
sütunlu ibadet mekânı ahşap çatı ile örtülüdür.
Hacı Hüseyin (Başdurak) Camii: Başdurak
Semtinde yer alan yapı, 17.yüzyıla tarihlenmektedir. Ana mekân,
sekizgen kasnağa oturmuş büyük bir kubbe ile örtülüdür. Mihrabı çini
panolarla kaplıdır. Bütün başlıkları altın olup, pencereler
vitraylıdır.
Ali Ağa Camii: 1672’de Gediz Ali Ağa
tarafından yaptırılmış olan cami, kare planlı ve sekiz köşeli ahşap
sütunların üzerinde tek kubbelidir. Sütun başlıklarının altın yaldız
süslemeleri ve kubbenin kalem işleri 19. yüzyıldandır.
Kurşunlu Camii: Namazgâh Meydanı’nda, kentin
en eski camilerindendir. Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırıldığı
sanılmaktadır. Ana mekânın çatısı ahşap olup, kiremitle örtülüdür.
Ahşap oyma minberi sedef kakma çiçeklerle bezelidir. Mihrap nişi
kalem işiyle süslüdür.
İki Çeşmelik Camii: İkiçeşmelik semtinde,
1893’e tarihlenen caminin ana mekânı, iki ayak ve dört sütuna
dayanan kubbe ile örtülüdür. Kubbe, kalem işiyle bezelidir.
Doğusunda küçük bir avlu bulunmaktadır.
Çorakkapı Camii: Basmahane’de Gar
karşısındadır. 1747 yılında yaptırılmıştır. Ana mekân, sekizgen
kasnağa oturan tek kubbe ile örtülüdür. Yanlarda üçer kubbeli
mekânlarla genişletilmiştir. Minberi mermer, minaresi kesme
taştandır.
Kemeraltı Camii: Anafartalar Caddesi’nde,
1671 yılında Yusuf Çamazade Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Tek
kubbeli yapının duvarları taştandır. Minaresi tek şerefelidir.
Bergama Ulu Camii: 1393 yılında Sultan
Yıldırım Bayezit zamanında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı yapı, 4
kalın ayak üzerine oturan üç kubbe ile örtülmüştür. Mihrapta,
Selçuklu mimari düzeninde sülüs, girift yazılar ve geometrik
bezemeler ve alçı kabartmalar dikkat çekicidir. Mermer minberi
geometrik bezelidir.
Ödemiş Ulu Camii: 1312 yılında Aydınoğlu
Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ve beş sahınlı
yapı, sekiz sütunun taşıdığı ahşap bir çatı ile örtülü olup, mihrap
önünde küçük bir kubbe bulunmaktadır. Minaresi, firuze sırlı
tuğlaların baklava biçiminde dizilmesiyle süslenmiştir. Firuze ve
koyu mor renkli geometrik yıldız ve geçmelerden oluşan mozaik çinili
mihrabı, rumilerle çevrilidir. Ahşap minberi çivisiz geçmeli (kündekari)
teknikle yapılmıştır.
Selçuk İsa Bey Camii: Selçuk’ta, Ayasuluk
Tepesi’nin yamacında 1375 yılında Aydınoğlu İsa Bey tarafından
yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı yapının, üç yanı revaklı avlusu
bulunmaktadır. Ana mekân iki dizi halinde 4 sütunla bölünmüş ve
mihrapla girişin üstündeki bölüm iki kubbe ile örtülmüştür. Mihrap
üzerine rastlayan kubbenin başlangıcı levhalarla süslenmiştir.
Kemeri taşıyan başlıklar Selçuklu taş işçiliğinin özgün
örneklerindendir. Pencerelerin her biri ayrı desendeki taş
işlemelerin güzelliği ile dikkati çekmektedir.
Sultan Şah Türbesi: Ödemiş ilçesi merkezinde,
Ulu Cami’nin güneyindedir. Aydınoğlu Mehmed Bey’in kız kardeşi
Sultan Şah için 1310’da yaptırılan türbe, altıgen planlı olup,
kubbeyle örtülüdür.
Mehmed Bey Türbesi: Ödemiş’de Ulu Cami’nin
kuzeybatısındadır. 1333 yılında Aydınoğlu Mehmed Bey ile üç oğlu
için yaptırılmıştır. Kare plan üzerine sekizgen bir yapıdır. Pencere
köşelerinde firuze ve lacivert çinilerden yıldız biçiminde süsler
vardır. Kubbenin iç kısmında mozaik çiniden yuvarlak bir madalyon
.görülmektedir.
Süleyman Şah Türbesi: Tire ilçesi merkezinde
yer almaktadır. Aydınoğlu Süleyman Şah için 1349’da, mermer ve
taştan yaptırılan türbe kare planlı olup, kubbeyle örtülüdür.
Meryem Ana Evi: Hz. İsa’nın çarmıha
gerilmesinden sonra, havarilerinden St. John‘ın Meryem Ana’yı Efes’e
getirdiği kabul edilmektedir. Meryem Ana adına Bülbül Dağı üzerinde
yer alan Meryem Ana Evi’nin 4. yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır.
Haç planlı ve kubbeli olan bu yapıda giriş, apsisin bulunduğu salona
açılır. Apsis’te Meryem Ana heykeli, apsisin iki yanında mutfak ve
yatak odası bulunur. 1957 yılında Papalık tarafından onaylanan
Meryem Ana evi, hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar tarafından çok
sık ziyaret edilen bir yerdir. Bu mekânda, her yıl 15 Ağustos’ta
Meryem Ana’yı anma ayinleri düzenlenmektedir.
Kaplıcalar
Balçova Kaplıcaları: Homeros’un destanlarında
ve coğrafyacı Strabon’un eserlerinde adı geçen “Agamemnon
Kaplıcaları” antik dönemlerden bu güne şifa yurdu olarak
kullanılmaktadır. İskender ordularından bir grubun yaralarını tedavi
ettikleri bu kaplıcalar, o dönemde daha da ünlenmiştir. Bugün
Balçova kaplıcaları olarak anılan bölgede, sıcak su çamur banyosu ve
içme suları bulunmaktadır. Halen konaklama tesislerinin bulunduğu
Balçova Kaplıcaları daha çok üst solunum yollarının kronik
iltihapları, nefritler, bazı iltihaplar, romatizma sendromları,
metobolizma ve deri hastalıkları gibi durumlarda yararlı olmaktadır.
Balçova Kaplıcalarında bulunan şifalı su, sodyum bikarbonat ve
klorür ihtiva etmektedir.
Termal Turizm Merkezleri
Bayındır Ilıcaları: Bayındır Ilıcası,
Bayındır’ın kuzeydoğusunda Turgutlu yolu üzerinde 8 km. uzaklıktaki
Ergendi Ilıcası Dereköy kaplıcasından oluşmaktadır. Birbirlerine 15
dakika uzaklıkta bulunan kaplıcalardaki su sıcaklığı ortalama 40ºC
dolayındadır. Kükürt ve sodyum bikarbonat ihtiva eden kaplıcaların
daha çok romatizma ve deri hastalıklarının tedavisinde başarılı
olduğu belirtilmektedir.
Menemen Ilıcaları: Menemen’in kuzeybatısında,
Aliağa çiftliği bucak merkezinin 15 km batısındadır. Sular bir
mağaranın içinde kaynamaktadır. Kayaların eski dönemde yontularak
kaynağın doğal bir hamam içinde kalması sağlanmıştır. Travmatik
nedenlere bağlı kaynaması gecikmiş kırıklar, kemik sisteminin bazı
hastalıkları, kan dolaşımı bozuklukları ve benzeri gibi
rahatsızlıklar duyanlar bu sulardan yararlanmaktadırlar.
Ilıcagöl Ilıcası: Menemen’in kuzeybatısında
ılıca göl bataklığının batı kenarındadır. Su ve çamur banyosu
biçiminde uygulanan tedavide ılıcanın ılık ve kükürtlü suları
romatizma, deri hastalıkları, safra ve idrar yolu taşlarının
düşürülmesi gibi durumlarda yararlı olmaktadır.
Dikili Ilıcası: Nebiler Kaplıcası Dikili
Ayvalık karayolunun 4 km. sağında yer alır. Yöredeki ihtiyaçları
karşılayacak oranda tesislerin bulunduğu kaplıca suyunda hidroasetat
iyonu bulunmaktadır.
Bademli Ilıcaları: Dikili’den 15 km.
uzaklıktadır. Arsenik ve hidroasetat ihtiva eder.
Tavşan Adası Ilıcası: Tire İlçe merkezinin 15
km. güneybatısında Uzgur Köyü yakınında ve Elem Gölü (Bozköy)
civarındadır. Ilıcanın çok sıcak olan suları banyo ve içme olarak
kullanılır. Banyo olarak kullanıldığında romatizma ve deri
hastalıkları, çocuk ve kadın hastalıklarına iyi gelmekte, içme
olarak kullanıldığı zaman ise akciğer ve gıda metabolizması
hastalıklarında yararlıdır.
Seferihisar Kaplıcaları: Seferihisar Doğan
Bey Termal bölgesinde bulunan ılıca ve kaplıcaları şöyle
sıralanabilir: Cumalı Ilıcaları, Karakoç Kaplıcaları, Kelalan
Ilıcası.Bu kaplıcalar; romatizma ve deri hastalıklarıyla üst solunum
yolları, kırıklar, kadın hastalıkları gibi rahatsızlıklarda faydalı
olmaktadır.
Urla Ilıcaları ( Malkoç İçmeleri): İzmir -
Çeşme karayolunun 41. Km de (İçmeler) diye anılan bölgede yer alan
ılıca suları karbondioksit ve sodyum klorür ihtiva etmektedir. Ilıca
etrafında bulunan kamping ve oda türü konaklama tesisleri bölgesel
ihtiyaca cevap verecek durumdadır. Deniz kenarında bulunmaktadır.
Daha çok mide ve bağırsak tedavisinde yararlı olduğu
belirtilmektedir.
Gülbahçe Ilıcaları: Urla İlçe merkezinin 15
km. batısında, Gülbahçe Körfezi’nde deniz kenarında bulunan ılıca
aynı zamanda bir hamama sahiptir. Romatizma ve deri hastalıkları
tedavisinde yararlıdır.
Plajlar
İzmir ilinin Ege’ye 629 km kıyısı bulunmaktadır.
Bunun 101 km’si doğal plaj (kumsal) niteliğindedir. İzmir kıyıları
yarımada ve koylardan oluşan coğrafyası nedeniyle, plaj kullanımı
dışında su sporlarına da olanak vermektedir. İldeki plajlardan
Selçuk-Pamucak, Urla ve Gülbahçe, Çeşme-Ilıca ve Altınkum, Gümüldür
ve Özdere plajları ile kuzeyde Dikili ve Çandarlı, Foça-Yeni Foça
plajları, kumsal özellikleri bakımından öne çıkmaktadır. Plajlara
ulaşım son derece kolay ve seridir. İzmir merkez garajdan ve
Üçkuyular garajından hemen her ilçeye günün her saatinde araç temin
etme imkanı vardır.
Diğer Tarihi Yerler
Kemeraltı Çarşısı: Kemeraltı Çarşısı,
Mezarlıkbaşı semtinden itibaren deniz cephesini içine alan bir kavis
çizerek Konak Alanına ulaşır. Günümüzde de Kemeraltı Çarşısı
İzmir’in en önemli alışveriş merkezidir. Eskinin gizemli tonoz ve
kubbeli dükkanlarının yanı sıra, modern iş merkezleri, mağazaları,
sinemaları ve kafeteryaları ile her türlü alışverişe hitap edebilen
bir site görünümündedir. Bu çarşıda geleneksel Türk el sanatlarından
seramikler, çini panolar, ahşap ürünleri, tombaklar, halı ve
kilimler, deri ürünlerinin her çeşidini bulmak mümkündür.
Asansör: Musevi işadamı Nesim Levi tarafından
Mithatpaşa’nın üst kısmına çıkmak isteyenlere kolaylık sağlaması
için yaptırılan asansör, günümüzde İzmir’in prestij noktalarından
birisi olmuştur. Estetik değerlerin ön planda olduğu binaya 1928
yılında yapılan düzenleme Asansör’ü sosyal ihtiyaçları karşılayan
bir merkez haline getirmiştir. 1930′lu yıllarda tiyatro sahnesi,
sinema salonu, gazinosu ve fotoğrafçısı bulunan Asansör binası,
İzmir’in vazgeçilmezlerinden birisi olarak kabul edilmektedir.
Tarihi Asansör 1992 yılında, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından
günün şartlarına uygun bir şekilde restore edilerek kültür kompleksi
halini almıştır.
Teleferik Tesisleri: İzmir Büyükşehir
Belediyesi’nce yeniden düzenlenen teleferik tesisleri doyumsuz
manzarasıyla gelenleri büyülemektedir. Spor ve doğa severler için
geniş imkanlar sunulan tesislerde, yamaç paraşütü ve özel tırmanma
şeritleri ile sporseverler heyecanlı anlar yaşayabilirler.
Kültürpark: Kültürpark, İzmir’in kent içinde
yeşilin en yoğun olduğu alanlarından biridir. Hayvanat Bahçesi ile,
Akdeniz’in tipik palmiye ağaçları ve yeşil bitki örtüsüyle, spor ve
eğlence tesisleriyle İzmirlilerin başlıca rekreasyon alanıdır.
Kültürpark içinde, 1936 yılından beri her yıl Ağustos ayının sonunda
Uluslararası İzmir Fuarı açılmaktadır.
Botanik Bahçesi : İzmir’de farklı bir yeşil
ortam Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi’dir. Burası ülkemizin en
yetkin ve uluslararası nitelikteki tek botanik bahçesidir. Bahçe
yapay koşullarda, tropik bölgelerden Alp Dağlarına kadar çok geniş
bir coğrafyaya ait pek çok bitki türünü barındırmaktadır. Yaklaşık
üç bin bitki çeşidi mevcuttur. Arbeterum’da yüzlerce ağaç ve çalı
türü yetiştirilmektedir. Ayrıca kurutulmuş bitki örneklerinin
korunduğu ve üzerinde bilimsel araştırmaların yapıldığı bir
Herbaryum Merkezi de yer almaktadır.

Eski Fotoğrafları

Saat Kulesi
Saat Kulesi - Konak Meydanı -
Hükümet Binası

Eski Türk Ocağı Binası -
Yeni Devlet Tiyatrosu Binası

Göztepe Semti

İzmir Gazi Bulvarı

1880 Senesi Gümrük

Liman ve Sarıkışla - 1865

Kordon Boyu

Buca - 1880

Bornova

Karşıyaka Çarşı Girişi
  
|

Yeni Fotoğrafları

Kordon Boyu

Konak Meydanı

Basmane Meydanı ve Gar
Binası

Efes Kent Ören Yeri

Kordon Deniz Kıyısı ve
Yağmur Geliyor.

Kızılçullu Su Kemerleri

Kadifekale'den İzmir

İzmir Konak Meydanı ve
Saat Kulesi

Asansör ve İzmir Körfezi

Buca Mesire Yeri Gölet
  
| |
| |